Fransa’ya yerleşeli çok olmamıştı Mehmet’in. Eşi Fransa’da doğmuştu. Onunla yaptığı evlilik sonrası bu ülkede çalışma ve yaşama hakkını elde etmişti. Çok fazla alternatifi olmadığı için de inşaat işçisi olarak çalışıyordu. Eşi ise bir özel şirkette sekreterlik yapıyordu.
İşe şirketin tahsis ettiği arabayla gidip-geliyordu, dört iş arkadaşıyla birlikte. Çalıştığı şantiye uzak olmamasına karşılık trafiğin yoğun olması münasebetiyle eve iki saat sonra ancak varabiliyordu. Yol boyunca yapılan muhabbetlerin büyük çoğunluğu belden aşağı konular oluyordu:
“Hafta sonu bir kız götürdüm otele. Sabaha kadar seviştik. Bana yüz elli Euro’ya patladı ama kızı görecektiniz, bir içim su. Doymuyor birader. İstedikçe istiyor. İliğimi kuruttu kaltak.” Diye ballandırarak arkadaşlarına anlatıyordu içlerinden yaşı en genç olan Yakup.
“Yalan söyleme oğlum.”
“İnanmıyorsan bu hafta sonu benimle gel. Seninle tanıştırayım.” Diyerek ispatlama arayışına girmişti, yeminler ediyordu.
“Ya aslanım evli-barklı adamlarsınız. Size hiç yakışıyor mu böyle şeyler. Aranızda neredeyse evlenecek yaşa gelmiş çocukları olanlar var. Mehmet haricinde hepinizin ailesini tanıyorum. Mutluluğu ne diye dışarda ararsınız anlam veremiyorum.” Diyerek serzenişte bulunan Hasan da ara sıra zamparalık yapanlardandı ama bunu özeli sayar ve hiç kimseyle paylaşmazdı:
“Bu yaptıklarınız karınızın, çocuğunuzun kulağına gidecek maazallah; sonra ayıklayabilirseniz ayıklayın pirincin taşını.”
“Ya Hasan Emmi, dert edinme. Bulamıyorsan sana da bir tane ayarlayıveririz.”
“Tövbe estağfurullah. Ben sizin ayarladığınız kızları bilirim. Geçen Mahmut söylüyordu. On dört yaşındaki bir kızı ayarlamışsınız adama. O sübyancı da becermiş kızı. Böbürlenerek anlatıyordu sapık herif. Hasta bu adam, bir an önce bir tedaviye ihtiyacı var.”
Evlenene kadar hiç cinsel tecrübe yaşamamış olan Mehmet de gün geçtikçe onların bu sohbetine ayak uydurur olmuştu. Kendisine “kılıbık” denilmesinden rahatsız oluyordu çünkü. Birkaç kez onlarla birlikte içmeye gitmişti, geç saatte eve döndüğünden dolayı eşiyle arası bozulmuştu. Eşinden ilgi bulamadığı dönemlerde arkadaşlarının yardımıyla bulduğu kadınlarla cinsel ilişkiye girmişti. Eşini çok da seviyordu. Birkaç ay sonra baba da olacaktı.
Trafiğin çok ağır seyrettiği anlarda yan şeritlerde seyreden arabaların şoförü bayan ise camları indirirler ve laf atarlardı. Ucuz zamparalık oyunları yaparak birbirlerine “en iyi çapkın benim” mesajı verme yarışına girerlerdi:
“Geçen gün numaramın yazılı olduğu kartı verdiğim kadın beni aradı. Hafta sonu buluşuyoruz. Sizinkilerden bir haber yok sanırım.”
“Ben bu hafta sonunu da abazan olarak geçiremem kardeşim. Onun için eve varmadan bir karıyı avlamam lazım.”
Her biri camı indirerek şoförü bayan olan otomobilleri kesmeye koyuldular. Mehmet arabanın arka koltuğunun sol tarafında oturuyordu. O da yandaki arabanın arka koltuğunun sağ tarafında oturan bir bayanla sohbete koyulmuştu bozuk Fransızcasıyla. Kadın dediklerinin çoğunu anlayamadığı için dalga geçercesine gülüyordu kendisine. Mehmet ise kadının kendisinden hoşlandığını düşünüyordu.
Yakup, arabayı kullanan arkadaşına daha yavaş gitmesi için uyarıda bulundu ve “Lan, aslanım, yanımızdaki arabanın arkasındaki kadın benim. Kimse sulanmasın. Bozuşuruz bak.” Dedi. Kafasını camdan dışarı çıkararak kadına laf atmaya başladı:
“Bugüne kadar size ne kadar güzel olduğunuzu söyleyen bir erkek oldu mu acaba hanımefendi? Olmadıysa onlar erkek değilmiş demek. Malmış. Güzelden anlamayana bizim oralarda öyle derler. Ben senin malın olmaya hazırım.”
Kadın hiç oralı bile olmamıştı. Duymazlıktan gelmişti. Yakup laf atmayı sürdürüyordu yine, beklediği tepkiyi alamayınca da bozulmuştu. Bu tepkisini de Türkçe küfürler ederek göstermeye başlamıştı:
“Orospuya bak, kendini bir bok sanıyor. Seni becerirdim ya neyse. O güzel memelerinin hatırı için seni bugünlük azat ediyorum. Bir dahaki sefere seni de becereceğim, anneni de…”
Kadın arabanın el frenini çekerek otomobilden aşağıya indi. Kadının hamile olmasının şaşkınlığını yaşayan Yakup’a “Allah senin belanı versin! Şerefsiz, pezevenk!” diye bağırarak bir tokat attı. Diğer şeritteki otomobildeki kadınla meşgul olan Mehmet’e ağır hakaretler içeren sözler sarf eden kadının sesinin tanıdık gelmesi üzerine kapıyı açıp dışarı çıktı. Kadın, hamile olan eşi Makbule idi. Yüzü bembeyaz kesilmişti. Eşi de şaşırmıştı. Arabanın kapısına tekme attıktan sonra otomobiline geri döndü. Mehmet de onun peşinden gidip yanına oturdu. Açılan trafikte dakikalarca hiç konuşmadan yol aldılar.
Yakup ve arabanın içindeki diğer arkadaşları olup bitenler karşısında neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Ağızlarını bıçak açmıyordu. Hasan ise avazı çıktığı kadar bağırıyordu:
“Allah belanızı verdi mi? Sizin yüzünüzden ben de rezil oldum. Allah sizi nasıl biliyorsa öyle yapsın. Yazıklar olsun size! Şerefsizler!”
Sabah, Mehmet’i her zamanki saatte aldıkları otobüs durağında beklediler. Mehmet gelmedi. Telefonlarına da cevap vermedi. Akşamüstü de Mehmet’in işi bıraktığını öğrendiler.

