Get Adobe Flash player

SON SEYİT isimli romanı satın almak istiyorum

Ercan Çakı'nın kaleme aldığı Son Seyit isimli romanın siparişini buradan verebilirsiniz... Lütfen ad ve soyadınızı, telefon numaranızısı ülke ve şehir koduyla birlikte yazınız... Biz sizi arayalım...

Elindeki bıçaktan kan damlıyordu yere, odanın içini kan kokusu kaplamıştı. Yatağın üzerinde genç kızın, halının üzerinde ise genç bir oğlanın hareketsiz bedeni yatıyordu. Onları seyretti bir süre öylece. Derin nefes aldı, bıçağı kalbine doğru batıracakken vazgeçti, yere bıraktı. Cebindeki cep telefonunu çıkardı, polisi aradı:

- Ben… Ben cinayet işledim… Adım Haydar…

*          *          *

On yaşındayken taşınmışlardı bu büyük şehre. Daha önceleri nüfusu on bini bile bulmayan küçük bir kasabada ikamet ediyorlardı. Babasının işsiz kalması ve uzun süre iş bulamaması nedeniyle bir akrabalarının desteğiyle buraya gelmişlerdi. Yerleştikleri zemin altı sayılan iki odalı apartman dairesinde baba, anne, iki ağabeyi ve kız kardeşiyle birlikte yaşıyorlardı. Babası burada kapıcı olarak işe başlamıştı. Zengin bir semtti ve hali vakti yerinde insanlar vardı etraflarında. Apartmanın en üst katındaki büyük dairelerin birinde oturan Servet ile sitenin parkında tanışmışlardı. Birlikte oyunlar oynuyorlardı. Servet özel bir okulda okuyordu. Kendisi ise siteye yakın bir devlet okulunda eğitimini sürdürüyordu. Derslerinde pek başarılı değildi. Ders çalışmayı sevmiyordu. Bu nedenle de babasıyla sürekli papaz oluyordu. Çoğu zaman Servet’e ayak uyduruyor ve onun harçlığıyla idare ediyordu.

- Lan, oğlum iyice senden otlanır oldum.

- Yok, be Haydar, merak etme benim harçlığım ikimize de yeter. Hem sen beni kaç kere dayak yemekten kurtardın sokakta.

- Sen benim en iyi arkadaşımsın tabii ki koruyacağım. Benim adım Haydar, yavşak değil.

Birlikte büyüyorlardı adeta. Birçok ilkleri birlikte yaşıyorlardı. Ergenliğe hemen hemen aynı aylarda girmişlerdi. Servet internette izlediği bir porno filmin sonrası gece ergenliğe adım attığını anlatmıştı ona. O da bunun üzerine mastürbasyon yapmaya başlamış ve sonucunu da ballandırarak anlatmıştı Servet’e.

Yaşları on altı olduğunda bir arkadaşlarının tavsiyesi üzerine yabancı uyruklu bir hayat kadınıyla tanışmışlardı. Para karşılığında cinsel ilişkiye girip ilk kez milli olmuşlardı. İlk ciddi tartışmalarını da orada yaşamışlardı.

- İlk önce ben yatacağım kadınla.

- Niye sen yatıyorsun, hayır ben…

- Haydar, oğlum parayı ben veriyorum önce ben gireceğim karının koynuna.

- O zaman ben yapmayacağım.

- Lan, oğlum, başka şansımız varmış gibi konuşuyorsun. Sanki başka kadın mı var. Bulduğumuz bu, onunla idare edeceğiz. Bırak şimdi nazlanmayı.

Sonunda kadın onları ikna etmiş ve grup ilişkide bulunmuşlardı. İşlerini bitirdikten sonra her ikisinin de ağızları kulaklarındaydı. Bunu periyodik aralarla yinelemişlerdi.

*          *          *

Haydar’ın iki abisi de askere gidip-geldikten sonra evlenmişler ve başka bir semte taşınmışlardı. Kendisi de zar zor liseyi bitirmişti. Babası onun okumayacağını düşündüğü için bir fabrikaya girip çalışması için baskı yapıyordu. Kendisinden bir yaş küçük olan kız kardeşi Deniz ise derslerinde oldukça başarılıydı. Çünkü başka alternatifinin olmadığını düşünüyordu. Aksi takdirde yaşı on sekiz olur olmaz ailesinin kendisini kocaya vereceğini biliyordu. Belki evlilik bir kurtuluş yolu olabilirdi ama ona mutlu bir yaşam verebilecek varlıklı bir kişiyi bulması zor görünüyordu. Çünkü yaşının küçük olmasına rağmen kendisini istemeye gelenlerin durumu ortadaydı.

Deniz ağabeyinin en yakın arkadaşı Servet’in kız kardeşi Işıl’a imrenerek bakıyordu. Altında arabası vardı. Neredeyse her ay bir sevgili değiştiriyordu. Bir gün giydiğini adeta bir daha giymiyordu. Haydar bir gün elinde iki valizle eve gelmişti:

- Deniz, bunlar senin için. Işıl sana gönderdi.

- O nedir abi?

- Elbise… Deniz’in gar dolabında yer kalmadığı için bunları sana gönderdi. Hediye etti hepsini sana.

O gün çok mutlu olmuştu Deniz. Babasının karşı çıkmasına aldırış etmeden gizli gizli giyiyordu. Bir süre sonra babası da bu duruma alışmıştı.

*          *          *

Haydar Servet’in çapkınlığına hayrandı. Sık sık sevgili değiştiriyor ve bir kez yattığı kızla bir daha birlikte olmuyordu Servet. Bir şekilde onları terk ediyor, yoluna getirip bazılarını da Haydar’a ayarlıyordu eski sevgililerinin. Haydar da hayatından memnundu.

Bir gün Işıl’ı arabanın içinde ağlarken bulmuştu Haydar. Ne olup bittiğini öğrenmek için yanına gittiğinde Işıl, bir yıldır birlikte olduğu arkadaşının kendisini terk ettiğini anlatmıştı ona. Onu teselli etmeye çalışmıştı. O gün aralarında bir yakınlaşma olmuştu. Kısa bir süre sonra da birlikte olmuşlardı. Haydar pişman olmuştu. En büyük korkusu Servet’in kardeşiyle olan bu ilişkisini öğrenmesiydi. Servet ile her buluştuklarında tedirgin oluyordu. Onun bu durumu Servet’in de gözünden kaçmamıştı:

- Lan, oğlum senin son günlerdeki bu halin ne yahu? Ağzını bıçak açmıyor.

- Yok, bir şey…

- Var, bir şeyler var. Anlat bana…

-

Haydar, anlatamamıştı Işıl ile yaşadıklarını. Altı ay kadar sonra Askerlik için celbi gelmişti. Acemi birliğini Ankara, usta birliğini ise Doğu’da sınırda yapmıştı. Terörle mücadele kapsamında gerçekleşen çok sayıda operasyona katılmış, sıcak çatışmalarda yer almıştı. Birçok terörist öldürmüş, birçok tertibinin şehit oluşuna, yakaladıkları teröristlerin, özellikle de bayanların itiraflarına tanık olmuştu. Tecavüze uğramamış bayan terörist hemen hemen yok gibiydi.

İçindeki derin yaralar, psikolojik vurgunlarla birlikte askerden terhis olmuştu Haydar.

Terhisini ailesine haber etmemişti. Eve geldiğinde kapıyı annesi açmıştı. Kucaklaştılar. Kısa bir süre sonra babası da eve gelmişti. Deniz ise evde değildi, annesi bir arkadaşına ders çalışmaya gittiğini söylemişti. Kısa bir sohbetten sonra dışarı çıkmak için anne ve babasından izin aldı. Servet’i aradı telefonundan ama numarası değiştiği için ulaşamadı kendisine. Asansöre binip Servet’in yaşadığı apartmanının olduğu kata çıktı. Zile basıp yan tarafa doğru saklandı. Kapıyı açanın Servet olduğunu görür görmez üzerine atladı. İçeri doğru yuvarlandılar. Gürültünün verdiği telaşla yatak odasından bir bayan çığlığı yükselmişti. Servet'in içeri bir kız attığını ve iş pişirdiğini düşünen Haydar, açık olan yatak odasınrın kapısından içeriyi göz ucuyla süzdü. Bir bayan yataktan kendisine korku dolu gözlerle bakıyordu. Bu Bayan Deniz’di, kız kardeşi Deniz:

- N’oluyor burada lan?

-

- Servet, oğlum, Deniz’in burada ne işi var? Hem de yatak odanda…

- Sakin ol anlatacağım her şeyi…

- Neyi anlatacaksın? Her şey ortada değil mi?

Haydar çılgına dönmüştü, Son sürat mutfağa attı kendini. Çekmeceden aldığı bıçakla Servet’e ve kardeşine saldırdı. Rastgele bıçağı sapladı vücutlarına. Kan içinde kalmışlardı:

- Bunu bana nasıl yaparsınız? Sen benim en iyi arkadaşımdın. Kardeşimle nasıl birlikte olursun?

- Sen kardeşim Işıl ile birlikte oldun, ben sana bir şey söyledim mi?

-

Deniz canını çoktan teslim etmişti aldığı bıçak darbeleri sonunda. Servet ise son nefesini vermek üzereydi. Son sözü, “ödeştik” olmuştu…

 

 

 

 

Lütfen bu sayfayı arkadaşlarınızla da paylaşınız

Yorum ekle

Kötü söz sahibinindir.


Güvenlik kodu
Yenile

Ercan ÇAKI - TWITTER