Önemli not: Hikayenin, Türk sinemalarında vizyona giren ve beğeni toplayan "Aşk tesadüfleri sever" isimli filmden çalıntı olduğunu düşünenlere bu öyküyü yaklaşık beş sene önce kaleme aldığımı hatırlatmak isterim.
Masanın üzerindeki çaydan iki yudum alabilmiştiler. Dakikalardır bir tek kelime bile konuşmamışlardı. Garson suskunluklarını bozdu:
– Çayı beğenmediniz mi, içmemişsiniz.
– Konuşmaya daldık soğuttuk.
– Tazeleyeyim o zaman.
– İyi olur.
Bu son birlikte çay içişleri olmuştu.
– Beni mazur gör. Bu ilişki yürümeyecek Merve Yenidünya Hanım, dedi tereddüt etmeden.
– Başka biri mi var?
– Yok!
– Peki neden?
– Sebep yok!
– Seni ne kadar sevdiğimi bilmiyor musun?
– Aramızda geçen her şeyi unutalım. Yaşanmamış sayalım.
– Bunu bana sahip olduktan sonra yapacak kadar aşağılık olamazsın sen.
– Medeni insanlar gibi ayrılalım. Kırıcı olmayalım.
– Lütfen şaka yapıyorum de bana. Ben... Ben... Sensiz yaşayamam ben.
– Ben yaşarım.
# # #
Çalan telefon derin uykusundan uyandırdı. Hastaneden arıyorlardı. Bir kaç aydır endişeyle beklediği, uykularını kaçıran haberdi kendisine iletilen.
– Erol Bey, iki saat içinde hastaneye gelmeniz gerekiyor. Nakil için size uygun kalp bulundu.
– Hemen geliyorum.
Üç sene önce kalp kapakçıklarının işlev yapamaz duruma geldiğini doktoru kendisine bildirdiğinde yaşamda ölümün de olduğunu hatırlamıştı. Artık geçireceği bu kalp nakli ameliyatıyla yaşama yeniden başlamak için bir fırsat doğmuştu. Garip olan biten bir yaşamın ona yeni bir hayat verecek olmasıydı.
– Doktor bey, lütfen daha fazla vakit kaybetmeden bir önce ameliyat başlasın...
# # #
Yaşlı kadın bir yandan taziyeleri kabul ediyor, diğer yandan da kardeşine iyice tembihliyordu.
– Mezar taşına kâğıttakileri yazdırmayı unutma.
– Tamam, abla unutmam.
# # #
Ameliyat başarılı geçmiş ve sağlığına kavuşmuştu. Uzun yıllardan beri gitmediği tarihi çay bahçesindeydi; her zaman olduğu gibi yine çay içti. Tekrar hayata dönmenin tadını çıkarıyordu.
Hava ufaktan yağmur atıştırmaya başlamıştı. Sağanak yağmura yakalanmadan evinin yolunu tutmalıydı. Çay bahçesinden evine giden ve mezarlığın içinden geçen kestirme bir yol vardı; o yolu kullanarak çabucak evine ulaşabilirdi.
Yolda merhumlarına dua okumaktan dönen bir kaç kişiden başka kimseler yoktu. Sadece iki mermer ustası adam yolun hemen kenarındaki bir mezarı mermerlerle çeviriyorlardı.
– Kolay gelsin ustalar.
– Sağolasin gardas sağolasin.
– Yağmur şiddetini arttıracak gibi.
– Hee öyle görünüyo ama zaten biz de işimizi bitirmek üzereyik.
– Sevaba giriyorsunuz.
"İnşallah" dercesine başını salladı mermer ustalarından biri. İç çekti:
– Trafik kazasında ölmüş rahmetli.
– Allah rahmet eylesin!
– Mermer de biraz ağır. Hele bir el atsan gardaş. Rahmetlinin mezar taşını da yerine oturtdumuduk işimiz tamamdır.
Ustalara taşı yerine koymalarına yardım etmek için iyice yaklaştı; gözü yazılara takılmıştı.
“Merve Yenidünya, ruhuna Fatiha…"
– Ben bu kadını tanıyorum ya!
– Tanıyon mu?
Ustayı duymamıştı bile. Kafasında bir şeyler canlandırmaya çalışıyordu.
Ameliyat olduğu gün ölmüştü. Mezar taşında öyle yazıyordu. Taşın üzerinde yazanları okumaya devam etti.
“Kalbim hep sende kalacak.”

