Get Adobe Flash player

SON SEYİT isimli romanı satın almak istiyorum

Ercan Çakı'nın kaleme aldığı Son Seyit isimli romanın siparişini buradan verebilirsiniz... Lütfen ad ve soyadınızı, telefon numaranızısı ülke ve şehir koduyla birlikte yazınız... Biz sizi arayalım...

Yaşlı adam uzun yıllar çalışıp emekli olduğu ülkeye birkaç senedir gelmiyordu. Karadeniz’in şirin bir kasabasının deniz kenarından itibaren yükselmeye başlayan yemyeşil dağlarından birinin üzerinde kurulu küçük bir köyde yaşıyordu eşiyle birlikte. Genelde her yıl birkaç aylığına evlatlarını görmek ve rutin tedavilerini yaptırmak için ömrünün yarısını geçirdiği ülkeye gelirdi. Beş kız çocuğu ve iki de oğlu vardı; biri hariç hepsi bu ülkede ikamet ediyorlardı. Kızları orta halli bir aile yaşantısı sürüyorlardı bu ülke standartlarına göre. En büyük oğlunun hali vakti yerinde idi. Diğer oğlu ise abisinin yolunda ilerlemek için var gücüyle çalışıyordu.

Gençlik yıllarında çocuklarına karşı sert olmasıyla bilinen yaşlı adamın da emekliliğinden hariç gelirleri vardı ve ekonomik olarak bir sıkıntısı yoktu. Yurtdışında elde ettiği birikimleriyle hatırı sayılır bir mülkün de sahibiydi.

Daha önceki gelişlerinde evlatlarının kendinden uzak durmasından şikâyet ederdi hep; bu nedenle de beş senedir gelmiyordu. Ancak eşinde ve kendisinde nükseden rahatsızlıklarının daha teşekküllü bir hastanede tedavi edilmesi için kızları buraya gelmelerini istemişti. İstemeye istemeye de olsa gelmişti.

Büyük oğlunun normal standartların çok üzerinde büyük olan evinde kalacaktı. Ayrı bir ev tahsis edilmesini istemiyordu. Çünkü onlarla konuşacakları şeyler vardı. Zamanı gelince de konuşacaktı.

Kızlarının organizesiyle çeşitli doktorlardan randevular alınmış ve teşhis ve tedavi süreçleri başlamıştı. Bir aylık bir koşuşturma sonucunda eşi ve kendisinin bir dizi ameliyat geçirmelerinin gerektiği doktorlar tarafından bildirilmişti. Ameliyat tarihleri alınmıştı. Hemen hemen aynı gün ameliyata alınacaklardı.

“Babacığım, hiç endişe edilecek bir şey yok. Doktorlar ameliyatın başarılı geçme olasılığının yüzde doksan dokuz olduğunu söylediler. Allah nasip ederse haftaya sizi buradan taburcu edebileceklerini belirttiler.” Diye küçük kızı babasına bilgi verirken diğer kızı da moral vermeye çalışıyordu:

“Hastaneden çıkar çıkmaz sizi doğruca balayına göndereceğiz baba. Annemle ikinci bir balayı daha yaşarsınız. Damadın da ikinci bir düğünün şart olduğunu söylüyor.”

Kızları hastanede kendilerini bir dakika bile yalnız bırakmamıştı. Ameliyat saati gelip çatmıştı. Anestezist birazdan kendilerini ameliyata hazırlayacaktı.

Eşiyle telefon aracılığıyla helalleşti yaşlı adam. Daha sonra çocuklarına dönerek, “Hakkınızı helal edin. Gece-gündüz koşturdunuz bizim için. Sizin de evlatlarınız var. Onlardan çaldığınız vakitleri bizi sağlığımıza kavuşturmak için harcadınız. Eğer ameliyat masasından kalkamazsam erkek kardeşlerinize benim vasiyetimdir; mülkümü eşit şekilde dağıtılmasını istiyorum evlatlarımın arasında. Kimseye bir kuruş hak geçmesin. Buraya gelmeden önce kafamdaki dağılım biçimi daha farklıydı ama şu geçen bir aylık süreç düşüncelerimi tamamen değiştirdi. Kızlarıma birer ev yapabilecekleri bir arsa verecektim sadece. Siz bana bir şey öğrettiniz bu gelişimde. Evlat, erkek olmak değilmiş. Evlat, sizin yaptığınızmış” dedi.

“Babacım, bize ne mal lazım ne de mülk. Sen bir an önce iyileş, dua et yetişir bizim için.”

Şeker hastası olmaları münasebetiyle ameliyatları sıkıntılı geçmişti. Ameliyat sonrası ağrıları çekmemeleri için uyutuluyorlardı. Yetmiş iki saat sonra tam olarak uyandırılacaklardı. Eşi ise bir gün daha fazla uyutulacaktı.

Yaşlı adam uyandığında kızlarının ağladığını görünce telaşlandı:

“Anneniz nasıl kızlar?”

“Çok iyi baba… Ameliyatı çok başarılı geçti. Uyuyor şu anda” diye cevap verdi küçük kızı babasına hıçkırıklar içinde.

“Peki, siz niye ağlıyorsunuz o zaman?

Küçük kızı, babasına iki oğlunun trafik kazası geçirdiğini ve bitkisel hayata girdiklerini nasıl anlatacağını bilemiyordu. Babasının yanağından öptükten sonra doktorla görüşeceğini söyleyerek odadan ayrıldı. Kocasının yoğun bakımda tutulduğu odanın önünde bekleyen yengesinin yanına gitti. Genç kadın yıkılmış bir haldeydi. Ona sarıldı:

“Allah’tan umut kesilmez yengecim. Ağlama, dua et!”

“Ben onlara dedim; yapmayın böyle, dedim. Beni dinlemediler. Babama boş kâğıda attırdıkları imzayla konsolosluğa gittiler. Noterde babamın üzerine olan bütün malları üzerlerine geçireceklerdi. Sanki yeterince mal varlıkları yokmuş gibi…”

“…”

Lütfen bu sayfayı arkadaşlarınızla da paylaşınız

Yorum ekle

Kötü söz sahibinindir.


Güvenlik kodu
Yenile

Ercan ÇAKI - TWITTER