Get Adobe Flash player

SON SEYİT isimli romanı satın almak istiyorum

Ercan Çakı'nın kaleme aldığı Son Seyit isimli romanın siparişini buradan verebilirsiniz... Lütfen ad ve soyadınızı, telefon numaranızısı ülke ve şehir koduyla birlikte yazınız... Biz sizi arayalım...

Çocuk iki katlı evin ikinci katının merdivenlerinden oturma salonuna doğru seslendi:

“Babaaa! Dedem ağlıyor!

Televizyonda maç seyreden babası duymamıştı bile…

* * *

Dede, yurtdışına yerleşenler arasında ilklerdendi. Anadolu’nun kırsal kasabalarından birinden kalkıp gelmişti buralara. Çok sıkıntılar çekmişti; dilini, kültürünü bilmediği bu memlekette. Gece gündüz çalışmış ve mal-mülk sahibi olmuştu. Yatırımlarını Türkiye’ye yapmıştı. Üç oğlu ve bir kızı vardı. Kızı en küçükleriydi ama ilk onu evlendirmişti; yaşı on yedi olmasına rağmen. Türkiye’de oturduğu kasabadaki komşusunun sahibi olduğu onlarca dönümlük tarlayı ucuza kapatmak için kızını gelin vermişti onlara, damadını da yurtdışına götürme sözünü vermişti.

Yıllarca yanında çalıştırmıştı damadını çok düşük bir ücrete. Efendiliği ve saygısıyla takdir toplayan biriydi damadı. Bir çocuğu olacaktı ve bu nedenle kiracı olduğu şimdiki oturduğu evden biraz daha büyük bir ev satın almak istiyordu. Çocuğunun daha sağlıklı bir ev ortamında büyümesini istiyordu. Kayınpederinden evi satın alması için yardımda bulunmasını istemişti; çünkü yüksek olmayan maaşından arttırabildikleriyle bu evi alabilmesi mümkün görünmüyordu. Maddi desteğe ihtiyacı kaçınılmazdı. Durumu kayınpederine açtı:

- Babacığım, ev almayı düşünüyoruz. Malum torununuz yolda. Biraz eksiğimiz var…

- Ulan ithal damat, seni Avrupa’ya getirdim daha ne istiyorsun? Paran yoksa ne diye ev almaya kalkıyorsun?

- Ama baba…

- Yine de sen bilirsin… Ev almak istiyorsan al… Ama bana umut bağlama…

O gün kayınpederinin kendisine “ithal damat” diye hitap edişinden sonra ilk fırsatta kendine başka bir iş bulmuş ve onun yanında ayrılmıştı. Daha sonra da tanıştığı bir arkadaşıyla kurduğu bir şirketle de iyi kazanır duruma gelmişti.

* * *

Dede, evin balkonunda hayatının muhasebesini yaparken kâh gözü yaşarıyor, kâh acı tebessümlere bürünüyordu yüzü. Cep telefonu çaldı. Arayan damadıydı:

- Babacığım nasılsın? Kızın söyledi de haberim oldu. Merak etme ben gerekeni yaptım. Sen canını sıkma. Bak torunların sen gelmiyorsun bize diye üzülüyorlar. Buyur gel bizimle kal. Bizi dualarından mahrum etme..

- Sağ ol evladım, diyebildi sadece.

Ortanca oğlunun evinde yaşıyordu son birkaç yıldır. Ama nefes alıp vermekten başka bir şey değildi onun için bu yaşam. Ne bir sevgi, ne de bir saygı görüyordu. Büyük ve küçük oğullarının evinde de aynı senaryoyu yaşamıştı. Kendisine iyi baksınlar, saygı gösterip sevgi beslesinler diye onlara paylaştırmıştı bütün malını-mülkünü. Bir nevi oğullarına rüşvet vermişti. Oysa bugün emekli maaşını bile onlardan kurtaramıyordu. Hor gördüğü damadı karşılıyordu onun ihtiyaçlarını ve saygıda kusur etmiyordu. Arsa için adeta sattığı kızının sevgisiyle, moraliyle hayata tutunmaya çalışıyordu, karısının öldüğü günden beri.

Karma karışık duyguların içinde gezinip dururken torunu yaklaştı yanına. Dedesinin gözünden süzülen yaşları görmüştü. Bir koşuda aşağı kata inip babasına haber vermek istedi. Sonra erindi. Merdivenin başından aşağıya, oturma salonuna doğru seslendi:

- Babaaaa! Dedem ağlıyor!

Kendini Galatasaray-Beşiktaş maçının heyecanına kaptırmış olan babası duymamıştı onu. Çocuk da dedesinin ağlamasını çabuk unutup oyun oynamaya vermişti kendisini. Yaşlı adam balkondan gökyüzüne bakarak hayal-meyal yaşadıklarının tekrarını gözlerinin önüne getirdi. Kendi kendine söylendi sonra:

- Mal-mülk edinmek için verdiğim mücadelenin onda birini evlatlarımı adam etmek için çalışsaydım keşke… Babam da beni adam etseydi.

Lütfen bu sayfayı arkadaşlarınızla da paylaşınız

Yorum ekle

Kötü söz sahibinindir.


Güvenlik kodu
Yenile

Ercan ÇAKI - TWITTER