Düğün çok kalabalıktı. Yüzlerce insan mutluluklarını paylaşmaya gelmiştiler. Çılgınca düğünün tadını çıkarıyorlardı. Düğün biter bitmez balayı için yola koyulacaklardı. Beyaz gelinliğinin içinde sağa sola gülücükler dağıtıyor, mutlu bir gelin görüntüsü vermeye çalışıyor olsa da güzü arada bir düğün salonun giriş kapısına takılıyordu. Bu hali damadın da dikkatini çekmişti:
- Hayatım beklediğin biri mi var?
- Yo!
- Her iki-üç dakikada bir gözün kapıya yöneliyor da…
- Sana öyle gelmiş aşkım. Hadi gel dans edelim. Bak bizim parçamız çalınıyor.
* * *
Yaşlı adam oğlunu ve gelinini karşısına oturttu. Henüz bir yaşında olan torununu da masanın ortasına oturttu. Dakikalarca onları seyretti. Kimseden çıt çıkmıyordu. Elindeki oyuncak bebeğiyle oynayıp ona ninni söyleyen bebekti sessizliği bozan sadece Çayını yudumlamayı bitiren yaşlı adam bebeğin elini tutup ona bir öpücük kondurdu. Sonra gözlerini oğluna ve gelinine çevirdi. Bebeği işaret etti göz ve kaş hareketiyle:
- Şimdi şu çocuğa iyice bir bakın ve ondan sonra aldığınızın kararın sağlıklı olup olmadığının analizini yapın.
- Biz kararımızı verdik baba, ayrılacağız.
- Peki, çocuğu hanginiz alacaksınız?
Yaşlı adamın sorusu sessizliği de beraberinde getirmişti. Genç adam ve ayrılmak istediği karısı birbirlerine baktılar. Her ikisi de yaşlı adamın sorusunun cevabını birbirlerinden bekliyorlardı.
Yaşlı adam sorusunu yineledi:
- Çocuk hanginizde kalacak?
- …
- Anlaşıldı ikinizde istemiyorsunuz. Şimdi ikiniz de yıkılın karşımdan ve en kısa zamanda bu şehri hatta ülkeyi terk edin. Sizi bundan sonra ne görmek ne de adınızı duymak istiyorum. Benim için bittiniz siz. Ben torunuma hem analık hem de babalık yaparım. Gelecekte size vereceğim sadece üç haberim olur. Birincisi torunumun düğününün, ikincisi bebeklerinin, üçüncüsü de benim ölümümüm…
Genç adam ve karısı o görüşmeden sonra bir daha dönmemek üzere oradan ayrıldılar.
* * *
Düğün bitmişti. Yorgunluktan ayakta duracak halleri kalmamıştı. Misafirleri peş peşe yolcu ettiler. Sadece aile efradı kalmıştı salonda. Şimdi yolcu edilme sırası kendilerine gelmişti. Gelin arabasına binip havaalanına doğru yola çıktılar. Balayını Kanarya Adaları’nda yapacaklardı. Havaalanına geldiler. Yaşlı adam da arabadan indi. Torununa sıkıca sarıldı:
- Melekler kadar güzelsin. Allah’a binlerce şükür olsun ki senin mürüvvetini gösterdi bana.
- Seni çok seviyorum dedeciğim. Keşke annem ve babam da gelseydi ve görseydi.
Yaşlı adam ceketinin iç cebinden bir zarf çıkarttı. Torununun eline tutuşturdu zarfı.
- Bu nedir dedeciğim?
- Gideceğiniz yere vardıktan sonra okursunuz.
- Peki dedeciğim… Seni seviyorum dedeciğim…
- Ben de seni torunum ben de seni…
* * *
Balayının sondan bir önceki günüydü. Neredeyse iki aydır balayındaydılar. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamamışlardı. Bir yandan eşyalar toplamanın zamanı gelmişti. İşe öncelikle el çantasından başladı. İçindekilerin hepsini yatağın üzerine boşalttı ve düzenli olarak yeniden çantanın içine yerleştirirken dedesinin eline tutuşturduğu zarfı fark etti. Zarf açılmıştı önceden. İçindeki fotoğrafı ve mektubu çıkarttı. Okumaya başladı:
“Merhaba sevgili kızım… Bu mektubu okuduğun an evlenmiş olacaksın. Özellikle bu mektubun sana evlendiğin gün verilmesini istedim; annen ile benim hayatımızın size bir ders olması ve bizim yaptığımız hataya düşmemenizin önüne geçebilmek adına.
Bu mektupla birlikte sana bizden bir hatıra kalması arzusuyla annenin, senin ve benim birlikte çektirdiğimiz bir fotoğrafı da gönderdik. Çünkü eğer ben dedeni tanıyorsam biz gittikten sonra bizim izlerimizi silen her türlü yolu denemiştir. Ona hak veriyorum ve onu gerçekten çok seviyorum.
Gelelim sadede. Annen ve ben neden senin yanında yoğuz? Çünkü sen bu mektubu okuduğun anın yıllar öncesinde biz hayata gözlerimizi yummuş olacağız. Annen sana hamileyken ben bir iş seyahatinde bir kaçamak yaşadım, hayatıma mal olan bir kaçamak. HIV virüsü bana bulaştı, benden de annene. Haberimiz olduğunda artık her şey için çok geçti. Bu utanç ile yaşamaktan ve bu utancı sana da yaşatmaktansa, bir ayrılıyoruz bahanesiyle uzaklaşmayı uygun gördük. Biliyorduk ki artık fazla bir ömrümüz kalmamıştı. Bizi bağışla kızım. Seni çok seviyoruz.”
* * *
Yaşlı adamın telefonu çaldı. Arayan torunuydu. Mektubu kendisine verdiğinden beni onunla birkaç kez telefonla konuşmuştu. Ama o konu hakkında kendisine tek bir kelime bile etmemişti. İster istemez endişeleniyordu:
- Döndünüz mü yoksa?
- Yok dedeciğim, yarın döneceğiz.
- Seni çok özledim.
- Ben de seni dedeciğim. Sana bir müjdem var.
- Neymiş o bakayım?
- Dedeciğim ben hamileyim…
Yaşlı adam sevinçten yere yığıldı kaldı. Bayılmıştı. Eşinin oğluna hamile olduğunu öğrendiği o gün de böyle bayılmıştı.
- Alooo… Dedeciğim orda mısın? Aloooo… Dedeciğim…

