Get Adobe Flash player

SON SEYİT isimli romanı satın almak istiyorum

Ercan Çakı'nın kaleme aldığı Son Seyit isimli romanın siparişini buradan verebilirsiniz... Lütfen ad ve soyadınızı, telefon numaranızısı ülke ve şehir koduyla birlikte yazınız... Biz sizi arayalım...

Artık bol Hıristiyanlık, Yahudilik propagandası yapan ecnebi filmlerinin misyonerlik görevlerini Türk dizilerinin üstlendiğini üzülerek seyretmekteyiz. Artık Türk yapımı diziler bozuyor bizleri… Her geçen zaman, bu dizilerin insanımız üzerinde bıraktığı kirli izleri bütün çıplaklığıyla gözlerimizin önüne seriyor.

Türkiye sınırları içinden yayın yapan yüzlerce televizyon kanalı var. Bunların onlarcası da uluslararası yayınlar yapmakta. TRT, ATV, Show TV, Kanal D, Star TV, FOX TV vesaire… Bu kanalların bir kısmında irili ufaklı bütçelerle hazırlanan dizi filmler yayınlanmakta. Bazıları Kurtlar Vadisi, Yaprak Dökümü isimli diziler gibi yıllarca izleyiciyi ekranların önüne kilitlemekte. Bu dizilerin birçoğunun özellikle de izlenme rekoru kıranların senaryolarına bakıldığında kesişen yönlerinin olduğunu görebilmekteyiz.

Ahlaki değerlerine sahip ve koruyan,  inanç yönü güçlü bir toplumu bozmanın birçok yolu var. En kolay yolu ise ona özgürlük hissini yanlışlarla aşılamaktır. Özgürlüğün her istediğini yapmak olduğuna inandırmaktır. Maalesef tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu aşılama yapılmaktadır. Ekonomik şartlar nedeniyle asosyal yaşayan bir topluma bu aşılamayı yapmanın en basit yolu da televizyon kanallarından geçmektedir. Kitap okumak yerine televizyon seyretmek eğitimsiz bir toplumun ilk tercih şeklidir. Bir romanı okuyup kafasında canlandırmak gibi zor bir olayın içine girmektense bu romanın filme uyarlanmışını seyretmek daha cazip gelmektedir. Sonuç, başkalarının hayal ettiklerini yemek durumu…

Geçen gün Türkiye’de baskı sayısı en büyük gazetelerden birinde çıkan bir haberi okuyunca durumun vahametinin ne boyutlarda olduğuna şahit oldum.  Türkiye’de açılan davaların hemen hemen yarısına yakınının boşanma ile ilgili olduğuydu ve en acı olanı ise bu davaların yarısının da çocukların velayetinin üzerine almanın aksine velayetin üzerinden alınmasıyla ilgili olmasıydı. Fazla söze gerek yok. Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak için cephede aç, giysisi yırtık-pırtık savaşı yaşayan Türk ailesi portresinden geleceğine yani çocuklarına sahip çıkmayan bir portreye geçiş… Bu kadar lüksün, teknolojinin nimetlerinden az ya da çok nasiplenen bu toplumumuzun olası bir kurtuluş mücadelesi durumundaki halini düşünmek bile istemiyorum.

İşte toplumumuzu bilinçli ya da bilinçsiz olarak bu hale getiren sebeplerden birisi de bu diziler diye düşünüyorum. Sağlam aile yapısını küçük bir anlaşmazlıkta bozma noktasına getiren özgürlük anlayışı, egoizm…

Şöyle bugüne kadar yayınlanan dizileri bir hatırlayın. Her birinde Türk örf ve adetlerine uygun olmayan, İslamiyet’in koyduğu kuralları çiğneyen o kadar çok sahne var ki… Evlilik dışı ilişkiler, alkol, alavere-dalavere, cinayet, özenti, vesaire…

Yine geçtiğimiz gün Can Dündar’ın “Günümüz gençliği” adını taşıyan bir yazısını okudum. Çok çarpıcı ifadeler vardı bu yazıda:

“Son zamanlarda bir lise mezuniyet balosunda bulundunuz mu hiç? Gitseniz, gördüğünüz ağır makyajlı, cesur dekolteli, yüksek topuklu, cep telefonlu kızların 16 - 17 yaşında olduğuna inanabilir miydiniz acaba?

Levent'te bir estetik kliniğinde görevli bir uzmanla görüştüm. Dinlediklerime inanamadım 14 - 15 yaşında kızlar, ana babalarından habersiz gelip kaşlarını kaldırmak, fazla yağlarını aldırmak, selülit tedavisi yaptırmak istiyormuş.

Geçenlerde bir kız elinde Angelina Jolie'nin fotoğrafıyla gelmiş ve "Bununki gibi dudak istiyorum" demiş 18'lik bir kız da göğüslerini büyütmesi için yalvarmış. "En büyük istekleri" neymiş biliyor musunuz? Zara'nın ya da Diesel'in 34 bedenine sığmak...

Bunun için yarışıyorlarmış: "Çünkü televizyon da gördükleri mankenler 34 beden giyiyor. Onu giyebilmek için 44 kilo kalmaları lazım. Bunun için resmen aç geziyorlar. Gün boyu yedikleri, bir kâse yoğurt, iki tas salata, sigara, kahve ve kola... 500 kaloriyle yaşamaya çalışıyorlar. O yüzden vücutlarında demir, sodyum eksikliği var. Yanlış beslendikleri için vücutları hızla deforme oluyor, müdahale için de bize geliyorlar." Uzman, bunun son 3 yılda gözlenen bir "patlama" olduğunu söylüyor: "Ben de anneyim, 18'lik 'lipolu' (yağ aldırmış) kızları görünce dehşete kapılıyorum. Biriktirdiği 300 - 500 milyonla gelip 'Dudağımızı şişir' diyenleri 'Bırakın dudağınızı da gidin kafanızı şişirin' diye geri yolluyorum."

Genelde üst gelir grubundan hastaları bulunan bir jinekoloğun gözlemleri daha da çarpıcı: Genç nüfusta müthiş bir uyanma var" diyor. 17 - 18 yaşlarında lise öğrencilerinin kürtaj için başvurduğunu söylüyor ve bazı gözlemlerini aktarıyor: Batı'da ergenlik yaşı 16 - 17'den 11 - 12'ye geriledi. Amerika'da 10 yaşa kadar düştü. Genç kızlar annelerinden çok daha erken adet görüyor artık... Bunun, iklimden beslenmeye kadar pek çok nedeni olabilir ama en önemli nedenlerinden biri "psiko-seksüel uyarımın artması"... Yani, okulda, çevrede ve özellikle de medyada cinsel teşhirin yaygınlaşması...

Baştan çıkarıcı klipler, uyarıcı filmler, cinsellik yüklü diziler, çıplaklığa çağıran reklamlar, beyinde ergenliği erken uyandırıyor, cinselliğin keşfini hızlandırıyor. Özellikle varlıklı kesimden gençler, lise çağında, özentiyle büyük ve seksi görünme derdine düşüyor. Karşı cinsi de sadece bir seks nesnesi olarak görüyor. Anneleri mi? Onlar da kızlarının ponponlu çorapları ve lastik ayakkabılarıyla genç görünme çabasında... Küçükler büyük, büyükler küçük görünmek için yarışıyor adeta...

Kimseyi suçlamayalım; bu tablo bizim eserimiz: İyi bir kalça sahibi olmanın, iyi bir kafa sahibi olmaktan daha fazla prim yaptığı bir ülkeden ne bekliyordunuz ki? Kafasını çalıştıranların kafasını koparırken, kalçasını çalıştıranları baş tacı eden bir toplumda nasıl çocuklara "Göğsünü değil, kütüphaneni büyüt" öğüdü verebiliriz ki? Yasak çare değil... Beyin faaliyetine itibar kazandırmaya ve öncelikler konusunda topyekûn bir hesaplaşmaya ihtiyacımız var.”

Yazısının sonunda “Topyekûn bir hesaplaşmaya ihtiyaç var” diyen Can Dündar’ın da Türk insanının bu hale gelmesinde pay sahibi olan televizyon kanallarının birinde çalışıyor olması da ayrı bir çelişki.

Bu tablo, uzun yıllar dünyayı yöneten ve adalet, huzur getiren Türk toplumunun artık yönetilenler sınıfına sokulduğunun resmidir. Bu kafa, bu anlayış ve bu davranışlarla da yönetici konumuna gelmesi çok mu çok zordur.

Allah yar ve yardımcımız olsun…

 

Lütfen bu sayfayı arkadaşlarınızla da paylaşınız

Yorum ekle

Kötü söz sahibinindir.


Güvenlik kodu
Yenile

Ercan ÇAKI - TWITTER