Türklerin yoğun yaşadığı ülkelerden birisi de Fransa. Nesil olarak dördüncü nesil büyümekte ve hatta beşinci nesil de doğmak üzere. İlk nesil de yavaş yavaş hayatının son demlerini bulmak üzere.
Birçok insanın hayalini süsleyen ülke Fransa... Dünyanın en fazla ziyaretçi alan ülkelerinden birisi olma özelliğine de sahip. Gezmek ve tatil yapmak için ideal ülkelerden birisi, bu kesin. Hatta bazı şehirleri de ünlü mü ünlü. Bunlardan birisi de Paris ki, “Paris’te aşk başkadır” sözünü de söyletmiştir. Hali vakti yerinde olan birçok Türkün de nikâh yapmak için tercih ettiği yerlerden biri olma özelliği de bulunmakta.
Peki, her şey güllük, gülistanlık mı? Özellikle de Türkler için. Pek öyle değil gibi. Fransa’da ikamet etmeye başlayan ilk neslin neredeyse yüzde 95’ini şöyle tanımlayabiliriz:
Türkiye’nin kırsal kesimlerinden gelmiş insanımız. Eğitim seviyesi ilkokul düzeyinde. Dünyanın en çok konuşulan yabancı dillerini (İngilizce, Fransızca, İspanyolca vs.) konuşabilmesi yani ikinci dil konuşabilme sıfır denilebilecek ölçüde. Din bilgilerinin büyük bölümü kulaktan doğma. Meslek sahibi olma oranı yüzde ellilerde ve mesleki eğitim yok denecek kadar az. Birçoğu usta-çırak tecrübesiyle meslek sahibi olmuş. Mesleki alanlarda kullanılan birçok teknolojiden bihaber vesaire…
Bir nevi “felsefesi farklı, kültürü farklı, anlayışı farklı” yeni yaşam mücadelesini verdi bu ülkede. Onlardan dünyaya gelen yeni nesiller ise bu ülke ile büyümeye başladığında da çorba bir yaşam ve zihniyet kendini göstermeye başlamıştı. Bu yeni nesiller ne anne ve babalarıyla ne de içinde yaşadıkları bu ülkenin insanlarıyla net bir iletişim kuramadılar. Sonuç olarak yerinde sayıp durdular.
Günümüze geldiğimizde ise durum çok daha vahim bir hale gelmiş bulunuyor. Sosyal yaşam bitmiş durumda. Gençler çakma DJ’lerin organize ettikleri gecelerde boy göstermeyi güzel yaşam olarak görmeye başlamışlar. Bu tür eğlencelerle içinde bulundukları ve aşamadıkları sorunları unutma gafletindeler. Çözüm arayışları ise yok.
Artık genç kızlar yabancılarla gözü kapalı evlenebiliyorlar. Erkekler ise bunu uzun yıllardır yapıyorlardı zaten. Son yıllarda boşanmaların haddi hesabı yok. Gayrimeşru ilişkiler diz boyu. Artık erkekler de, bayanlar da alenen yaşadıkları bu ilişkileri yüzleri kızarmadan anlatabiliyorlar. Özellikle de erkekler ve özellikle de evli olanları evladı yaşındaki kızlarla yaşadıkları cinsel deneyimlerini bir maharetmiş gibi anlatabiliyorlar. Evlilik yaşına gelmiş erkekler evlenmek için eş bulmakta zorlanıyorlar. Birçoğu bu ülkede yaşayan Türk genç kızlarını “orospu” diye sıfatlandırıyorlar ve bunun nedenlerini de söylemekten çekinmiyorlar.
Her geçen gün bu durumlar büyümekte ve bu ve benzeri olayların içine giren insanlarımızın sayısı da çoğalmakta. Bu hızla devam etmesi durumunda en geç 20 yıl sonra bu ülkede yaşayan Türk toplumunun yüzde 75’inin temiz kalması mümkün olmayacak gibi.
Diğer bir durum da alkol… Özellikle erkeklerde alkol kullanma oranı yükselmekte. Hemen hemen her gün şişelerce alkol tüketenleri görmek mümkün…
Birçok insanımız, geleceğiyle ilgili kaygıları olması ve bu kaygılarının büyük çoğunluğunun ekonomiyle alakalı olması sebebiyle kolay para kazanma hesapları içinde; loto, toto, kazıkazan gibi bahis ve şans oyunlarına kendilerini vermiş durumda. Mesleki ve ticari çözüm ve yenilikler üzerine kafa yoran yok denecek kadar az.
Bunlar benim şahit olduğum ve analizini yapabildiğim hususlardı. Bilmediklerimi de ve görmediklerimi de sizler görmüş olabilirsiniz. Kendimizi sorgulamadığımız sürece mutlu olabilme şansı da eriyecektir. Aksi takdirde toplumumuz eriyecektir.


